30 Kasım 2013 Cumartesi

Çocuk İstismarı konusunda çocuklarımızı nasıl bilinçlendirelim?

Bugünkü yazım geçenlerde konuştuğum ve endişelerini haklı olarak paylaştığım bir velimle sohbetimiz sonucu ve sayısı gittikçe artan (Allah korusun) taciz ve tecavüz haberleri üzerine şekillendi. 
Araştırmalarım sonucu geçen yıl onlineanne'nin yazdığı "Çocuk İstismarı konusunda çocuklarımızı nasıl bilinçlendirelim?" yazısına ulaştım. Kendisinin izniyle yazısını aşağıya alıntılıyorum: 


"İkiz kızlarım Amerika’da bir devlet okulunda 1. Sınıfa devam ediyorlar. Geçenlerde okuldan imzalamam için bir izin belgesi gönderildi. Belgede kızlarımın çocuk istismarına yönelik olarak bilgilendirilecekleri bir programa katılmalarına izin verip vermediğim soruluyordu. Programın içeriği hakkında daha çok bilgi almam için de yarım saatlik bir videoyu seyretmem öneriliyordu.
Videoyu seyretmeden kağıdı imzalamak istemedim. Zaten çok sıcakkanlı olan ve herkese fazlasıyla güvenen kızlarımla bu güvenlik konuşmaları kafamı karıştıran konular kapsamında. Yani onları korkutmadan, sahip oldukları “herkes iyidir” imajını yıkmadan, herkesle sohbet etmek isteyen, bazen sarılmaları falan abartan kızlarımı yabancılarla ilişkiler konusunda bilgilendirmede ikilem yaşadığım oluyor. Yani sıcakkanlı, girişken olmak iyidir ama “yabancılar her zaman bizim umduğumuz gibi güvenli olmayabilirler, onları tanımıyoruz” mesajı onlar tarafından doğru algılansın diye, özellikle market kuyruklarından sonra çok dil döküyorum. Şimdi de “tehlikelerle dolu dünya” algılarını iyice genişletir mi bu ders diye düşündüm açıkçası.
Genel olarak bu konudaki hassasiyetleri biz Türkler abartı bulma eğilimindeyiz. Biz ne de olsa çocukları “poponu yerim” diye seven bir milletiz. “Aaa, Fatma teyzen öptü sadece, niye kızıyorsun, ayıp”, “Ne varmış canım bunda” türevi çok farklı tepkilerimiz olabiliyor. Hatta, toplumca sanki bizim tacize bakışımız da geniş; neredeyse taciz illaki tecavüzle sonuçlanmalı ki şikayet edilebilsin durumu var. Onda bile “mağdur”un daha da mağdur edildiği bir ülke Türkiye. Yani tecavüzü bile haketmiş olabilirsin. “Bir tokattan ne çıkar”, “Ne yaptı da haketti”  mantığı var. Hatta daha ileriye gidip Türkiye’de kadınların çoğunun bir taciz öyküsü olduğunu iddia edebilirim. “Aaa benim yok” diyenler varsa da gerçekten hayatlarında otobüste hiç ellenmemiş, sokakta söz ve gözle hiç tacize uğramamışlar mı, yoksa gerçekten bunları tacizden saymıyor olabilirler mi diye merak ediyorum doğrusu.
Neyse, böyle bir eğitim dersinin içeriğini çok merak ettim açıkçası. Sonra videoyu seyrettim ve de kağıtları imzaladım. Videoda anlatılanları da paylaşmak istiyorum.
Videoda öncelikle kız-erkek ayrımı yapmadan çocuk istismarının yaygınlığına değiniliyor. 18 yaşına kadar her 4 kız, her 6 erkek çocuğundan biri tacize uğruyor, hem de tacizi yapan çoğunlukla yakınları, bildikleri, güvendikleri biri. Bu kapsamda sınıfta verilecek olan eğitimin içeriği de şöyle özetleniyor:
1. Vücudumuzdaki özel alanların anlatılması: Bu alanlar mayonun kapattığı yerler olarak gösteriliyor.
2. “Hiç kimse sizin özel vücudun parçalarınıza bakamaz ve dokunamaz”üzerinde konuşma: Çocuklara kendilerinin de başkalarının özel yerlerine bakamayacakları ve dokunamayacakları söyleniyor. Bunun tek istisnası canımız acıdığında sorunu anlamak için anne/baba ve doktorun “sizden izin alarak” bakması ve dokunması olarak anlatılıyor. Bu kapsamda dokunma hakkında bilgiler veriliyor.  İyi dokunma (Güvenli)-kötü (güvenli olmayan) dokunma ayrımı anlatılıyor. Burada kötü dokunmaların hissettirebileceği -korku, kızgınlık, üzüntü, karışıklık- gibi duygular üzerinde konuşuluyor.
3. “Birisi özel yerlerinize baktığında ya da dokunduğunda yapacaklarımız”üzerinde konuşma: Bu kısım çok önemli; çocuğa kendisini iyi hissettirmeyen kötü bir dokunuşla karşılaştığında yapması gerekenler öğretiliyor. Bunlar 4 başlıkta çocuğa öğretilmeye çalışıyor:
1. Söyleyebileceğin en sert ve en ciddi biçimde HAYIR de. (NO)
2. Oradan uzaklaş ve güvenli bir yere gitmeye çalış. (GO)
3. Güvendiğin bir büyüğüne anlat. (TELL)
4. Büyükler seni dinleyip bu konuda birşey yapana kadar da söylemeye devam et. (KEEP TELLING)
Bu 4 maddeyi çocukların hatırında kalması için slogan biçiminde ezberletmeye çalışıyorlar. İngilizce “No, go, tell, keep telling” olan bu dört madde Türkçede daha zor: Hayır de, uzaklaş, susma, söylemeye devam et.
4. “Birisi özel yerlerinize baktığında ya da dokunduğunda büyüklerinize anlatmamanız için size söylenebilecek yalanlar” üzerinde konuşma: Burada da çocuklara bu konuda en yaygın yalanlar şunlar, bunları duyduğunuzda sakın inanmayın türevi bilgiler veriliyor. Mesela,
-Bu bizim sırrımız: İyi sırlar ve zararlı sırlar ayrımı öğretilmeye çalışılıyor. Zararlı sırlar anneye babaya mutlaka söylenmelidir mesajı ile birlikte bu sırlara örnekler veriliyor.
-Tehdit (Sana asla inanmazlar, annen baban seni sevmez yalanı): Buna asla inanmamaları gerektiği anlatılıyor.
-Ödüller (sana para veririm oyuncak alırım): Asla aileden izin almadan hediye kabul etmeme üzerinde duruluyor.
Bu kadar çok şeyi 6 yaşındaki çocukların hatırlamasının çok güç olması nedeni ile bu konuların evde de ara ara tekrarının yapılması, üzerinde konuşulması gerekiyor.   Zaten o yüzden “Hayır de, uzaklaş, susma, söylemeye devam et” sloganıyla çocukların hatırlamasını sağlamaya çalşıyorlar. Sınıfta bunlar konuşulduktan sonra da tüm bunları özetleyen Winnie The Pooh ve arkadaşlarının da bunları anlattığı bir çizgi film seyrediyorlar.
Sonuçta iki kızım da kendi sınıfında bu dersi aldı. Eve geldiklerinde  yukarıda resmi de görülen “Biliyor musunuz, vücudunuz sizindir” başlıklı bütün bu anlattıklarımı içeren bulmacalar, oyunlar, boyamaları içeren bir aktivite kitabı vardı ellerinde. Aradan bir süre geçince oturup aktiviteleri yaptık beraber ve bana anladıklarını anlatmalarını istedim.  Beklediğimden çok daha fazlası akıllarında kalmıştı.
Bu tür bir eğitimin okulda da olması çok önemli. Türkiye’de böyle bir eğitim okullarda var mı bilmiyorum. Umarım vardır. Olmasa bile benzer konuşmaları çocuklarımızla yapmak  zaten bize düşüyor. 
Peki, Allah korusun diyoruz da, çocuğunuz istismara uğrarsa ya da istismara uğrayan bir çocuğu korumamız gerekirse ne yapmak lazım? Bahsettiğim videoda şunlar öneriliyor: önce sakince dinleyin; üzüntünüzü, kızgınlığınızı belli etmeyin; asla sorgulamayın (olay hakkında bilgi almaya çalışmayın); sadece onu anladığınızı belirten sözler söyleyin ve uzmanlara başvurun ki gerekli soruları onlar uygun şekilde sorsun.
Kim bu uzmanlar sorusunun Türkiye için cevabını aradım ve hemen bir bilgiye ulaşamadım doğrusu. Ama öğrendiğim şu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‘nın bir ALO 183 Aile, Kadın, Çocuk, Özürlü ve Sosyal Hizmet Danışma Hattı varmış ve bu tür durumlarda uzmanlar yönlendiriyormuş. Ama yetkili merciler karakol ve savcılıklar diye geçiyor ki okuduğum haberleri düşününce bunlar bile kanımı dondurmaya yetiyor."

Konuyla ilgili olarak şu sitede bazı posterler buldum:




Çocuklara ve kadınlara yönelik şiddet+tacizlerin bitmesi ve suçluların cezalandırılması dileğiyle.

24 Kasım 2013 Pazar

24 Kasım


Öğretmene saygısızlığın meşrulaştırıldığı ve öğretmenin değersizleştirildiği bu günlerde nedense coşkulu kutlamalar anlamsız geliyor. Yine de biliyorum ve gönül rahatlığıyla ifade ediyorum ki; BEN ÖĞRETMEN OLMAK İÇİN DOĞDUM. 

Hayatıma dokunan öğretmenlerim, atanmayı bekleyen, çalışan ya da çeşitli sebeplerle ara vermiş öğretmen arkadaşlarım ve benim için: ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN. her şeye rağmen..

5 Kasım 2013 Salı

Yeni Okuma Şenliği Başlasın-2

Okuma Şenliği Kış 2013 için Erhan'ın listesini benimkinin altına eklesem çok karışık olacaktı, o yüzden burada sıralamak daha uygun. 

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
Sonunda Ölüm Geldi - Agatha Christie – Altın Kitaplar – 285 sayfa

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Cemile-Sultanmurat – Cengiz Aytmatov – Ötüken Yayınları – 207 sayfa

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
Yılanların Öcü – Fakir Baykurt – Literatür Yayınevi – 273 sayfa

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Tutunamayanlar – Oğuz Atay – İletişim Yayıncılık – 724 sayfa

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş - Jose Saramago – Turkuvaz Kitap – 206 sayfa

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal – Epsilon Yayıncılık – 391 sayfa

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Henüz yok

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
Sineklerin Tanrısı – William Golding – İş Bankası Kültür Yayınları – 253 sayfa

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
Böğürtlen Kışı – Sarah Jio – Arkadya Yayınevi – 353 sayfa


10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Suç ve Ceza I ve II – Dostoyevski – İlya Yayınları (1. cilt 412 sayfa,2.cilt 442 sayfa- Biri mi sayılacak yoksa ikisi de sayılacak mı bilemedim?) (1866-Rusya’da “gericilik” nedeniyle yasaklanmış)

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
Atatürk’ün Sofrası – İsmet Bozdağ – Truva Yayıncılık – 259 sayfa

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara.
Henüz yok

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Füreya – Ayşe Kulin – Remzi Kitabevi – 348 sayfa

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
Henüz yok

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Aşkın Gözyaşları 1-2-3 – Sinan Yağmur – Karatay Akademi Yayınları – 1. 242 sayfa, 2. 259 sayfa, 3. 263 sayfa

Onun kulesi de gelsin buraya (tabi o benden erken davranıp Kitap Fuarı'ndan eksiklerinin %90ını tamamladı bile.)

Erhan, zarif olduğu kadar zeki de olan Agatha hanımefendi ile başlamak istedi şenliğe. 










Yeni Okuma Şenliği Başlasın


Büyük bir keyifle katılıp okulların açılması nedeniyle tamamlayamadığım Yaz Okuma Şenliği 2013 bizden çok ilgi görünce Pinuccia'dan yeni etkinlik haberi geldi. 
Yeni okuma etkinliği 3 Kasım'dan başlayarak 4 ay boyunca sürecek ve 3 Mart'ta sona erecek. Bu seferki okuma hedefimiz toplamda 17 kitap. Geçenki etkinlikte bana kitap fikirleri sunan kardeşim Erhan da bu sefer katılmak istedi, listelerimizi bir çırpıda oluşturduk bile. (Ya insanın kitap kurdu bir kardeşinin olması ne güzel değil mi?)
Önce benim listem:
1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
Cehennem – Dan Brown – Altın Kitaplar – 576 sayfa

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.
Gökyüzü – Reşat Nuri Güntekin – İnkılap Kitabevi – 240 sayfa

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.
Henüz yok

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Bütünün bir parçası – Steve Tolz – Pegasus Yayıncılık – 720 sayfa (Kendimi aşıyorum :) )

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez – Can Yayıncılık – 461 sayfa

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.
Henüz yok

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
(Amerika edebiyatı) Tekinsiz – Chuck Palahniuk – Ayrıntı Yayınları – 438 sayfa

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.
Drakula - Bram Stroker – Bordo Siyah Yayınları – 672 sayfa

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.
Kar - Orhan Pamuk – İletişim Yayınevi - 432 sayfa

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
1984 - George Orwell – Can Yayınları – 350 sayfa (1950-Rusya’da Stalin kendisinin eleştirildiğini düşünerek yasaklatmış)

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.
Nutuk – Gazi Mustafa Kemal – Yakın Plan Yayınları – 558 sayfa

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara.
Pinhan - Elif Şafak – Doğan Kitap – 232 sayfa

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.
Veda – Ayşe Kulin – Everest Yayıncılık – 387 sayfa

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.
(1990) Kara Kitap - Orhan Pamuk – İletişim Yayınevi – 448 sayfa


15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Açlık Oyunları 1-2-3 – Suzanne Collins – Pegasus Yayınları – 1. 384 sayfa, 2. 408 sayfa, 3. 414 sayfa
Kitapların toplu görünümü (Yıkılmadan vaz mı geçsem acaba?)

1984le başlamak istiyorum ben, hepimize kolay gelsin :)


1 Kasım 2013 Cuma

Montessori Eğitimi

Okulumda sınıf açılıp açılmayacağı kesinleşmeden Montessori eğitimi aldığımı ve devlet ana sınıflarında (İstanbul-Bahçelievler'de) bir pilot proje olarak Montessori+Duyarlılık Eğitimi'nin uygulanacağını yazmak istememiştim. 

Yazmaya hazır olduğum dönemde ise kendimi çok yoğun bir koşuşturmacanın içinde buldum. Sınıfın yerleştirilmesi, eksik alışverişlerin tamamlanması, sınıf düzeninin oturması.. tahmin ettiğimden daha uzun bir süre aldı. Üstüne üstlük fotoğraf makinem de bozulunca sınıfımın ilk anlarını paylaşma keyfinden de mahrum kaldım. 

Eğitimler, Montessori sistemi, sınıf içindeki çalışmalarla ilgili bilgi paylaşımında bulunmak istiyorum. Sanırım yine aynı eğitimi alan sevgili blogger arkadaşım-Seçil Öğretmenimle (sayfasına buradan ulaşabilirsiniz) fırsat buldukça paylaşımlar yapacağız. O da benim gibi araştırma yapmaktan, yeni fikirler üretmekten keyif alıyor.

Çok heyecan duyarak başladığım, en önemli alternatif-bireysel eğitim programlarından biri olan Montessori Eğitimi hepimiz için hayırlı olsun. (biraz geç olsa da kendime iyi dileklerimi belirtmiş olayım. :) )

Eski Bahçelievler Kaymakamımız Şevket Cinbir'in proje ile ilgili görüşlerine buradan ulaşabilirsiniz:

Eski Bahçelievler Kaymakamımız Şevket Cinbir'in bir yıl önceki pilot uygulama ile ilgili görüşlerine buradan ulaşabilirsiniz:

Sevilay Öğretmenimiz'in gönüllü proje koordinatörümüz Hayriye Cinbir ile yaptığı röportaja buradan ulaşabilirsiniz:

29 Ağustos 2013 Perşembe

Birdenbine Masallar No:4 Bebipen


 (Ön kapak)
(Arka kapak)
Adı: Bebipen
Yazarı: Uzman Psikolog Şebnem Kartal
Yayınevi-Basım Tarihi ve Yeri: Sistem Yayıncılık - Kasım 2008,İstanbul
Fiziksel Özellikler: 20x18 boyutlarında kolay kavranır bir kitap. Ortadan iki zımbalı. Toplamda 36 sayfadan oluşuyor. 
Bundan önceki 4 kitapla aşağı yukarı benzer ayrıntılara sahip. Metin, kitap harfleriyle basılmış ve yeterince rahat okunabilir puntolarda. 

Bu kitapta sol sayfada resimler, sağ sayfalarda metinler mevcut. Bu haliyle kitabın sınıfta çocukların arasında katlanarak okunmasını kolaylaştırıyor. (Kolaycı öğretmen modu)

Yine kitap kahramanının adı metne kapaktaki görseliyle basılmış. 

Kitabın Resimleri/Çizimleri: Tasarım Graphinn tarafından hazırlanmış. Fazla ayrıntıya girilmemiş resimler olduğunu söyleyebilirim. 
Resimler konusunda kişisel görüşüm sanırım hiçbir zaman değişmeyecek. Çizim çocuk kitabına da yapılıyor olsa, mümkün olduğunca gerçekçi ayrıntılar kullanılmalı. Çocukta yanlış bir perspektif algısı oluşturabilecek resimler veya insansı özellikler katılmış hayvan resimleri görmekten hoşlanmıyorum. 
Al sana inci kolyeli anne penguen. Boynuna atkı takmış penguen de var. 
Diğer çizimler dediğim gibi ayrıntısız bir penguen hayatını yansıtıyor. 


Hikayesi: Bildiğiniz gibi penguenler yumurtadan çıkarlar, yumurtadayken penguenleri babaları keselerinde saklar, anneleri yemek bulmak için okyanus kıyısına giderler. Anneler hem karnını doyurup, hem de döndüğünde doğmuş olacak yavrusunu beslemek için besin depoluyorlar. Anneler döndüğünde bu sefer babalar bu zorlu yolculuğa adım atıyorlar. Hikayemizde Bebipen'in annesi de bu yolculukta ölüyor ve Bebipen yumurtadan çıktığında annesinin artık hayatta olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor. Babası da yiyecek yolculuğuna çıkacağı için Bebipen yalnız kalacak. 
Yavrusu olmayan bir dişi penguen Bebipen'in bakımını üstlenme teklifinde bulunuyor. Bebipen'le hayata, sevmeye, sevilmeye dair sohbet ediyorlar. Bebipen, Penguen Hanım'la hayatı tanımaya ve alışmaya başlıyor.

Anlatım Dili-Kullanılan Kelimeler/Kavramlar: Şebnem Hanım yine kitabında duygulara ağırlık veriyor. Güvende hissetmek, özenle korumak, tedirgin olmak, hayranlıkla izlemek, teselli etmek, birbirine destek olmak gibi kavramlara yer verilmiş. Ayrıca ikili konuşmalarda "Sen-Ben Dili"nin yansıtılmasına özen gösterilmiş.

Bu kitap neden alınmalı?: Kitap penguenlerin yaşamı hakkında da oldukça ayrıntılı bilgi veriyor. Tabi burada hikaye ile ilgili dikkat edilmesi gereken bir noktayı belirtelim: Hikayede de bahsettiğim gibi Bebipen'in annesi ölünce bakımını bir başka kadın üstleniyor. Tam olarak evlat edinme de değil, tam anlamıyla üvey annelik de değil. 
Hayatta ebeveynlerinden birinin ölümü ile bir akrabasının yanında yaşayan çocuklar da var. Annesi ile babası ayrılıp yeni bir evlilik ile yeni bir aile hayatı yaşayanlar da var. Yuvadan evlat edinilen çocuklar da var. Zaten "Evlat edinilme" çocuk için oldukça hassas bir konu ve bildiğim kadarıyla psikologlar açıklama zamanını aileye bıraksalar da okul öncesi dönem ile ilkokul döneminin uygun olduğunu belirtiyorlar. Bahsettiğim durumlara göre belki hikayede uyarlamalar yapılabilir.  

Hangi yaş grubuna uygun?: Hedef yaş grubu 3-12 olarak belirlenmiş. 

Benim deneyimlerim: Bu kitabı "Gems Penguenler" konusunu işlerken penguenlerin hayatını aktarmak için konusunu değiştirerek okuyordum. 

Not: Penguenlere bayılıyorum. Penguenlerin hayatı ile ilgili "La Marche de L'Empereur-March of The Penguins-İmparatorun Yolculuğu" belgeselini öneririm. Müziklerini de kendisine ayrıca bayıldığım Emilie Simon yapmış. 

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Türkiye'de Kadın Olmak

Uzun zamandır benzer şeyleri düşünüyorum. Sürekli bir "kadın" üzerinden dönen tartışmalar, kadının doğum izninin ne kadar olması gerektiğine yasalar karar veriyor, kadının kürtaj yaptırıp yaptıramayacağına bakanlık karar veriyor, kadının tecavüze uğrayıp uğramadığına savcılık karar veriyor. Hepsi ataerkil, erkek egemen kurumlar. 

Bir haber okudum bugün, bu adreste:
http://www.gercekgundem.com/?p=563252

Ben ayrıntısını yazayım biraz, Bingöl'de zihinsel engelli bir kız tecavüze uğruyor, tecavüze uğradığı hamileliğiyle, hamileliği ise karın ağrısı şikayeti ile hastaneye gitmesiyle ortaya çıkıyor. Savcılık -inanılması güç ama bu yargı sisteminde kısa bir zaman olduğu bile düşünülebilir- 22 gün sonra engelli kızın, kendisini hamile bırakan kişiLERden şikayetçi olmadığı ve RIZASININ OLDUĞU gerekçesiyle soruşturmaya gerek olmadığına karar veriyor. 

Köye dönüldüğünde ise babası yıllar önce ölmüş, okumamış, zihinsel engelli ve tecavüze uğrayarak hamile kalmış bu kızı öldürmeleri ve namusunu temizlemeleri için annesi ile abisine baskı kuruyor köyün diğer 35 hanesi. Ve iletişimi kesiyorlar bu namus meselesi çözülene kadar. 

Hadi diyelim bu köylü halk cahil kaldı, bu tür olaylarda "erkek" tarafından bakıyor olaya. Peki ya savcılık? Onlar da mı cahil? Zihinsel engelli, Türkçe bilmeyen bir kızın rızasının olduğuna nasıl karar verilebilir? 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (kaldı ki yanlış hatırlamıyorsam eski adı Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı idi, bu adın değiştirilmesi bile zihniyeti ortaya koyuyor aslında) duruma el koymuş ve soruşturma tekrar başlatılmış. 

Bu arada ne olacak? Adli Tıp'tan bilmem kaç ay sonrasına randevu alınacak, Adli Tıp uzmanları kızın ruhsal durumunun bozulmadığına kanaat getirecek, bu arada yasal sınır çoktan aşıldığı için bebek doğurulacak ve yuvaya verilecek. Aile de köyden göç etmek zorunda kalacak. Tecavüzcülerin yaptığından duyulan gururla sırtına vurulurken, bu ailenin sırtına vurduğu eşyaları olacak, yediği laflar, işittikleri hakaretler olacak. 

Bir de bunlar duyduklarımız, okuduklarımız. Ya sesleri duyamadığımız niceleri.. Bizi kim koruyor? 

27 Ağustos 2013 Salı

Birdenbine Masallar No:4 Tospidik ile Despo Dede

 (Ön Kapak)
(Arka Kapak)
Adı: Tospidik ile Despo Dede
Yazarı: Uzman Psikolog Şebnem Kartal
Yayınevi-Basım Tarihi ve Yeri: Sistem Yayıncılık - Kasım 2008, İstanbul
Fiziksel Özellikler: Fiziksel özellikleri daha önce tanıttığım 3 kitapla birebir aynı. 20x18 boyutlarında, ortadan 2 zımbalı ancak bu sefer 44 sayfalık bir kitap. 
Çocukların görsel hafızasında kalsın diye kahramanların isimleri farklı bir biçimde basılmış. 

Metinler ve resimler birbirine karıştırılmamış. Puntolar da yeterince büyük. Bu hem yetişkinlere, hem de okumayı öğrenen çocuklara okuma kolaylığı sağlıyor. Ancak yeni okuma öğrenen bir çocuğun kendi kendine okuması için metinler biraz uzun gelebilir. (Bu arada bildiğim kadarıyla artık çocuklar el yazısıyla okuyup yazdıkları için, kitap harfleriyle basılan metinleri okuma hızları daha yavaş oluyor.)

Metinlerin alt fonu resme uygun yeşil veya kahverengi bir zemin renkle tamamlanmış, metin kenarına da bu rengin koyusundan bir şerit-su eklenmiş. 


Kitabın Resimleri/Çizimleri: Tasarım ve illüstrasyonları Graphinn'den Ümit Yanılmaz hazırlamış. Serinin 1. ve 2. kitabında hafifçe burun kıvırdığım göz ayrıntılarına burada bayıldım. Tospidik bu haliyle tam bir çizgi film kahramanı havası yansıtıyor. 


Resimlere baktıkça bakasım geliyor, bayılıyorum. 

Hikayesi: Annesi ve babası hasta ziyareti ve bakımı nedeniyle yola çıkarlarken Tospidik'i yanlarında götüremeyecekleri için, onu dedesine bırakırlar. Şimdiye kadar bütün ihtiyaçlarını anne ve babasının karşılamasına alışmış olan Tospidik dedesinin yanında (yaşına uygun) bazı günlük işleri yapmayı öğrenir. Öncelikle bunlara itiraz etse de bunları yapmanın neden gerekli olduğunu ve bazı işleri gerçekletirerek aslında kendisinin de ne kadar büyüdüğünü ve sorumluluk alabileceğini fark eder. 

Anlatım Dili-Kullanılan Kelimeler/Kavramlar: Şebnem Hanım'ın genel olarak anlatım tarzını beğendim. Çünkü konuşmaları genelde "sen-ben" dili ile aktarmaya, farklı kelimeler ve kavramlar kullanmaya özen gösteriyor. Burada da kendini geliştirmek, mızmızlanmak, ısrar etmek, hüzünlenmek, çaba harcamak gibi kavramlar yer alıyor. 

Bu kitap neden alınmalı?: Kitap tam bir "tek çocuk" hikayesi. Anne-babanın hem istediğin yapması yüzünden sorumluluk almaya alışmamış bir kaplumbağanın yaşadıklarını okurken, anne-babalar da belki çocuklarına olan davranışlarını sorgulayabilir. 

Hangi yaş grubuna uygun?: Setin genel olarak hedef kitlesi 3-12. Ancak bu hikaye, konusu itibariyle 5-6-7 yaşlarına daha uygun gibi geliyor bana. Hani tam büyüdüm mü, hala çocuk muyum sancılarının en çok yaşandığı döneme. 

Benim deneyimlerim: Bir önceki kitap gibi 2. dönemde okumayı tercih ettiğim bir kitap bu. Böylece çocukların hem okula başladıkları dönemi hatırlayabiliyoruz, hem de 1. sınıfa gidecekleri dönemi gözden geçirebiliyoruz. 

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Birdenbine Masallar No:3 Yeşil Domates Domsi

 (Ön Kapak)
(Arka Kapak)
Setimizin 3. kitabına geldi sıra.
Adı: Yeşil Domates Domsi
Yazarı: Uzman Psikolog Şebnem Kartal
Yayınevi-Basım Tarihi ve Yeri: Sistem Yayıncılık - Kasım 2008,İstanbul
Fiziksel Özellikler: Kitap 20x18 boyutlarında küçüğe yakın bir kitap, kolayca kavranabiliyor. Ortadan iki zımbası var. 28 sayfadan oluşuyor. 

Metin puntosu rahatça okunabilecek büyüklükte ve kitap harfleriyle basılmış. Sayfa numaraları ise farklı bir yazı tipinde. 


Yazı metinleri ile resimler birbirinden ayrı tutulmuş, ancak bu sefer yazıların altında beyaz zemin yerine açık yeşil, açık sarı gibi taban renkler tercih edilmiş. 
Yine görsel farkındalık kazandırmak için karakterin adı metin boyunca kapaktaki tasarımıyla basılmış.

Arka kapaktaki anne-babalara rehber kitap hatırlatmasını unutmayalım.

Kitabın Resimleri/Çizimleri: Tasarım ve illüstrasyonlar Graphinn tarafından yapılmış. Domateslerde ve (üst resimdeki) pazarcı amcada görünüm açısından sıkıntı yok ama diğer insan karakterler biraz daha ayrıntılı çizilebilirdi. 


Genelde insanların parmak ayrıntıları hep zayıf kalmış, bir gariplik var gibi. Çocuklar bunları çok önemsemiyormuş sanılsa da çizimler önemli. 

Hikayesi: Bir pazar tezgahında yer alan (henüz) yeşil domatesimiz beğenilmemesini ve satın alınmamasını çok kafaya takıyor ve halinden hiç hoşnut değil. O halinden yakındıkça bir arkadaşı durumları ile ilgili tahminlerde bulunuyor, Domsi'nin üzüntüsünü geçirmeye çalışıyor. Arkadaşının Domsi'ye her sıkıntısı ile ilgili o kadar mantıklı ve sağduyulu açıklamaları var ki.. Her açıklama Domsi'de bir farkındalık yaratıyor haliyle ve o da bulunduğu durumlardan hoşnut olmaya-kabullenmeye-eskisi kadar kolay kızmamaya başlıyor.  
Anlatım Dili-Kullanılan Kelimeler/Kavramlar: Hayalkırıklığı, üzülme, durumundan emin olmama gibi kavramlar dışında kahramanın iç konuşmalarını da görüyoruz. Hayaller kurup sonra o hayallerin gerçekleşmeyeceğini anlama ve varolan durumdan sevinilecek bir yan bulmaya çalışma. Günümüz çocukları için biraz zor mu acaba?

Bu kitap neden alınmalı?: İlkokuldayken "Üzüm üzüme baka baka kararır." atasözünü olduğu gibi algılardık. Somut düşünüyorduk çünkü. Zaman geçtikçe kızarma, olgunlaşma ile hoş bir biçimde benzeştirilmiş. 

Hangi yaş grubuna uygun?: Hedef yaş grubu 3-12 olarak belirlenmiş. Kitabı okuyan farklı yaşlardaki çocukların kitaptan farklı ana fikirler çıkaracağını düşünüyorum. Kitabın arka kapağında yer alan yorumlardan Bulut-6 yaş'ı okuduğumda çok güldüm zaten.
"Bir domates yenmek için niye bu kadar uğraşır ki, anlamadım."

Benim deneyimlerim: Bu kitabı genellikle okulun 2. dönemlerinde okumayı tercih ediyorum. 1. sınıfa geçmek için sabırsızlananlara, o zaman daha da büyüyeceklerini, abi-abla olacaklarını düşünenlere iyi geliyor bu kitap. Anasınıfının ilk günlerini hatırlatıyorum, nasıl ağladıklarını, sınıfa girmek istemediklerini, şimdi nasıl alıştıklarını ve zaman içinde ne kadar büyüdüklerini, farkında olmadan ne kadar çok şey öğrendiklerini, birbirlerine nasıl yardımcı olduklarını. 

25 Ağustos 2013 Pazar

Birdenbine Masallar No:2 Bodurcuk

 (Ön Kapak)
(Arka Kapak)
Dün ilk kitabını tanıttığım setin 2. kitabında sıra.
Adı: Bodurcuk
Yazarı: Uzman Psikolog Şebnem Kartal
Yayınevi-Basım Tarihi ve Yeri: Sistem Yayıncılık - Kasım 2008, İstanbul
Fiziksel Özellikleri: 20x18 boyutlarında, ortadan iki zımbalı, kolayca kavranabilen bir kitap. 24 sayfalık bir kitap. Kitap harfleri ile ve rahatça okunabilecek puntolarda basılmış. Kitabın sayfa numaraları farklı bir yazı tipinde basılı. 
(Yazı tipi)
(Tesadüfen aynı sayfa numarasını çekmişim)

Bu kitapta yazılar, resimlerden ayrı tutulmuş. Resimlerin etrafı siyah bir kontürle çerçevelenmiş, yazılar beyaz zemin üzerinde. Hem beyaz zemin üzerinde olması, hem de harflerin boyutları metni okumamızı kolaylaştırıyor. 

Karakter isminin kitabın kapağındaki haliyle basılmış olmasının çocuklarda görsel hafızayı kuvvetlendireceğini düşünüyorum. Çocuklar okuma bilmeseler de kitabı eline alıp okurmuş gibi anlatmayı seviyorlar. Bu türden görseller de onların bu ön-okuryazarlıklarına katkı sağlıyor. 

Kitabın arka kapağında kitabı okuyan ya da kitabın okunduğu çocukların kitapla ilgili düşünceleri. Bu da kitap basılmadan önce özenli çalışmalar yapıldığını bize gösteriyor. 

Arka kapakta anne-babalara hikaye ile ilgili bilgi ve rehber kitap hatırlatması yapılıyor. 


Kitabın Resimleri/Çizimleri: Tasarım ve illüstrasyonlar Graphinn tarafından yapılmış. İlk kitabın aksine daha sade bir tasarımı var. Genelde resimlerin bütününe koyu renkler hakim ve çizimlerde çok ayrıntıya girilmemiş.

Sincabın dişlekliğine bayıldım da pörtlekliği bana uymadı. Bana göre dünyanın en güzel gözlerinden birine sahip bir hayvan belki biraz daha farklı resmedilebilirdi. Ama diyorsanız ki, "yok Koca Kuyruk (kahramanımızın adı) Buz Devri'ndeki Scrat'in 7 kuşak sonrası torunudur." o ayrı, o zaman seve seve kabul ederim, bağrıma basarım. 

Hikayesi: Kitabın adından da tahmin edebileceğiniz üzere ormanda yaşayan bir ağacımız var. Kısa boylu ve kendisine takılan "Bodurcuk" lakabından hiç hoşnut değil. (kısa boylu olmasından dolayı Akdeniz dolaylarında yaşayan bir ağaç olduğunu tahmin ediyorum, ilkokuldan aklıma kazınmış en önemli bilginin 'Akdeniz iklimi bitki örtüsü makidir, küçük ağaç ve çalıların oluşturduğu alanlardır.' olduğunu Bodurcuk sayesinde keşfettim sayılır) 

Sincabımız Koca Kuyruk ise kendiyle ve çevresiyle barışık, arkadaş canlısı bir hayvan. Kendisine takılan lakabın sebebinin, dış görünüşündeki en belirgin özellik olduğunu söylüyor. Bu nedenle de lakabında kendisini incitici bir yön yok.  Daha sonra Koca Kuyruk, Bodurcuk'la konuşarak dış görünüşünde değiştirebileceği bir özelliği olup olmadığını yoksa da bununla nasıl mutlu olabileceğini anlatıyor. Altta da hikayenin nasıl mutlu bittiğini görebiliyoruz, benim de içimden gidip bir ağaca sarılmak geçiyor. 

Anlatım Dili-Kullanılan Kelimeler/Kavramlar: Hikayedeki cümleler basit, lafı dolandırmıyor. Fiziksel özelliklerle duygular arasındaki ilişkiye değinilmiş. Sahip olunanlarla ilgili farkındalık kazandırma ve bundan mutluluk duyma hedeflenmiş. Bodurcuk, Koca Kuyruk'un yönlendirmesiyle, beğendiği özelliklerini tek tek sıralıyor. Bu haliyle hoş bir olumlama çalışması olmuş. Çocuklarla da denenebilir. Hatta Tegv'de bir dönem kullandığımız sloganlardan biriydi "Ben Değerliyim!" 

Bu kitap neden alınmalı?: İçinde bulunduğumuz bu dönem, çocukların algılarının çabuk uyandığı, fiziksel özellikler dışında; dış görünüş, giysiler, saçlar, aksesuarlar, kıyafet kombinleri gibi konulara ilgi ve alakanın erken başladığı bir dönem. "Serbest kıyafet uygulamasına geçilsin mi?geçilmesin mi?" tartışmalarıyla geçen yılın 2. dönemindeki deneme sürecinde hem çocukların hem velilerin sıkıntı yaşadığını gözlemledik (ilkokul dönemi için yorum yapıyorum). 
Hem kendilerini hem de başkalarını dış görünüş konusunda yargılamamaları konusunda çocukların doğru yönlendirilmesi gerekli. Ayrıca obezitenin arttığını da göz ardı edemiyoruz. Tabi bu ayrı olarak üzerine eğilinecek bir durum. Bu konularda yararlanılabilecek bir hikaye.

Hangi yaş grubuna uygun?: Sette 3-12 yaş grubu hedeflenmiş. Hikaye kısa ve karşılıklı konuşma biçiminde olduğu için 3-6 yaş grubu sıkılmadan dinleyecektir. 

Benim deneyimlerim: Yukarıda bahsettiğim gibi algıları açık olduğu için daha küçük yaşta dış görünüşünü ve kıyafetlerini kafasına takmaya başlayan bir öğrencim oldu. Bu yöndeki endişelerini benimle paylaşan bir anne, aile katılımı için sınıfa geldiğinde ondan bu kitabı okumasını rica ettim. Sınıf sohbetine ek olarak, anne-kız bu hikaye üzerine evde sohbet etme imkanı da bulmuşlardı. O dönem için takıntısında azalmalar gözlemlemiştik. 

Konuyu buraya getirmişken serbest kıyafet uygulaması hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

24 Ağustos 2013 Cumartesi

BirdenBine Masallar No:1 Turunç ile Benek

(Ön kapak)
(Arka kapak)
Dün bahsettiğim seriden tanıtacağım ilk kitap, Turunç ile Benek. Biraz künyesine bakalım kitabın.
Adı: Turunç İle Benek
Yazarı: Uzman Psikolog Şebnem Kartal
Yayınevi-Basım Tarihi ve Yeri: Sistem Yayıncılık - Kasım 2008,İstanbul
Fiziksel Özellikler: Kitap 20x18 cm boyutlarında küçük bir kitap. Açıldığında iki elle rahatça kavranıyor. Ortasında iki zımba var. Kolay katlanabiliyor ancak bu tür kitapların çocukların ellerindeyken orta sayfadan kopma riski fazla.(iki zımba yüzünden sayfalar sağa sola kayabiliyor) Toplam 32 sayfa. Harfler kitap harfleriyle basılmış ve okuma yazmayı öğrenen çocukların rahatlıkla okuyabileceği puntolarda. İlginç olarak sayfa numaraları metnin yazı tipinden farklı bir tipte basılmış ve ben çok beğendim. 
 (Yazı tipi)

Kitabın arka sayfasında şimdiye kadar karşılaştığım kitaplardan farklı olarak bu kitabı okuyan (ya da kendisine okunan) 3 ile 12 yaş grubundan çocukların kitapla ilgili düşüncelerine yer verilmiş.

Arka kapakta anne-babalara rehber kitap hatırlatması da yapılıyor.

Yine hatırladığım kadarıyla diğer kitaplardan farklı olarak, karakterlerin isimleri kapakta yer alan renk ve yazı tipinde yer almış hikaye boyunca. Okuma bilen ve bilmeyen çocuklarda görsel farkındalık kazandırmak için yapıldığını düşünüyorum.

Kitabın yazıları ile resimleri birbiri içine girmiyor çok fazla ve gözü yormuyor. Ancak bazı sayfalarda metinler bana uzun geldi. Tabi burada çok önemli bir konunun ele alındığını ve kısaca geçiştirilmemesi gerektiğini de göz önünde bulundurmamız da gerekiyor.

Kitabın Resimleri/Çizimleri: Kitabın tasarım ve illüstrasyonlarını Graphinn/Ümit Yanılmaz yapmış. Kitabın ana karakterleri çok sevimli 2 akvaryum balığı ve bir insan (adı niyeyse "iyi kalpli teyze" olarak geçiyor, isim verilmemiş). Balıkların hangi tür olduklarına dair pek bir fikrim yok çünkü iri gözlerden başka bir veri yok elimizde. Olsa olsa Japon'dur diyip geçiyorum bu kısmı. (İlk Japon balığımın adı Şevval'di bu arada, Süper Baba'da oynayan Şevval Sam'ı çok sevdiğimden) 



Çizimler genel olarak yumuşak hatlara sahip ve aydınlık. Ancak bazı ayrıntılar biraz daha gerçekçi çizilebilirdi. Mesela hemen üst resimde yer alan iyi kalpli teyze bana göre teyze olmak için biraz fazla genç, görünüm olarak en fazla abla olabilir. Benim gibi mesela. (Bana da teyze demeyin bunalıma giriyorum ühühühü)

Hikayesi: Turunç ile Benek bir petshop akvaryumunda yaşayan iki balık. İkisi de iyi kalpli teyze tarafından satın alınıp evindeki akvaryumda yaşamaya başlıyorlar. Yeni yaşamlarına alışmaya çalışırken birbirlerine hep destek oluyorlar. Ancak bir gün Turunç hastalanıyor ve ölüyor. Benek arkadaşının ölümünün ardından kendini bir türlü toparlayamıyor ve hayatına devam edemiyor. İyi kalpli teyzenin hayat ve ölümle ilgili konuşmalarının ardından kendini daha iyi hissetmeye başlıyor. Sahibinin Benek için son çözümü de akvaryuma yeni bir arkadaş almak oluyor. 
(Teyze, arkadaşıyla Benek'le ilgili dertleşirken)

Anlatım dili-Kullanılan Kelimeler/Kavramlar: Şebnem Hanım mesleğinin getirisiyle kitapta sade ve etkili bir anlatım kullanmış. Olumlu duygulardan olduğu kadar olumsuz duygulardan ve duyguların yarattığı değişimlerden de bahsedilmiş. Öfkelenmek, çaresiz hissetmek, korkmak, endişelenmek, şaşırmak, sıkılmak, hayata küsmek, üzüntüsünü paylaşmak, kendini suçlamak gibi kavramlar tasvir edilmiş. Bu bence çok önemli, çünkü çocuklarımıza olumlu duyguları veriyoruz ama olumsuz duyguları ve bunlarla nasıl başa çıkacaklarını bazen bilemiyorlar. 

Bu kitap neden alınmalı?: Düşünüyorum da konusu zor bir kitapla işe başlamışım. Hayatındaki yakın birini yitiren, evcil hayvanını kaybeden veya ölümle ilgili haberleri görüp bunun ne olduğunu sorgulayan bir çocuğa okunabilir. Kitapta doğum-yaşam-ölüm döngüsüne değinilmiş, "yaşlanınca ölünür" klişesinin yanlışlığı açıklanmış, cennet-cehennem kavramlarına hiç girilmemiş (-ki bana göre de doğru).
Belki sonradan çocuğun soruları devam ediyorsa ya da anne-baba anlatılması gerektiğine inanıyorsa; ölüm sonrası hakkında çocukla sohbet edilebilir. Ancak çocuğun yaşına ve yaşının üstünde bilgi verilmemesine dikkat edilmeli. Çünkü ölüm, cennet, cehennem, melek tarzı kavramlar ilkokul öncesi için fazla soyut kalıyor. 

Hangi yaş grubuna uygun?: Kitabın yaş grubu 3-12 olarak belirlenmiş. Belki 3-6 yaş arasına okunurken değişiklik yapılabilir.

Benim deneyimlerim: Bu kitabı çocukların okuma yazma bilmemesine güvenerek biraz değiştirmiş ve Beneğin arkadaşının taşınması olarak okumuştum. (doğum-ölüm kısımlarını da atladım) Çünkü ileri bir tarihte taşınacak öğrencim vardı. 
İnsanların yaşlanınca öldüğünü duyan ve babasının genetik olarak erken beyazlamış saçlarının yaşlanma belirtisi olduğunu sanan, bu nedenle de babasının öleceğini düşünen bir öğrencim vardı. Bu kitabı o zamanlar almış olsaydım mutlaka okurdum. 

Uzun mu yazdım bilemiyorum. Ayrıca bahsetmemi istediğiniz başka noktalar varsa diğer tanıtımlarda yeni başlık eklemeleri yaparım.